28 Ocak 2016 Perşembe

Irrational Man


IRRTATIONAL MAN

O tıkanmış bir yazar,  henüz kafasındaki düşünceleri felsefi açıdan rayına oturtamamış bir felsefe profesörü, hayattaki yıllar önce kaybettiği yaşam zevkini ve amacını arayan sıradan bir insan. Ve bu insan sonunda ne için yaşadığını buluyor ve eskisi gibi hissetmeye başlıyor. Yaptığı eylemi de felsefi temellere oturtmaya çabalıyor.
Profesör Abe, aslında hepimizin yaşadıklarını yaşıyor sadece ne yaşadığını ve hangi evrelerde olduğunu çoğumuzdan da daha iyi biliyor. Yıllarca kitaplarda okuduklarını gerçek hayatta da deneyimlemek istiyor. Deneyimlerini felsefi temellere oturtmak için çabalıyor, ne yaptığını biliyor ve sadık kaldığı felsefeye göre doğru olan hareket tanımından da uzaklaşmak istemiyor.

İnsan ne ister? Mutlu olmak ister, para ister, güzel kadın ya da erkeklerle vakit geçirmek ister, kendine ait iyi bir ev ve araç ister belki kent merkezinde belki de ağaçlık bir alanda, sıkılmadan yapacağı ve sevdiği bir iş ister. Bunlara ulaşmak için çeşitli yollardan geçeriz, bazen zordur bunlar bizim için bazense soru çalıştığımız yerden gelir kolaylıkla halleder yolumuza bakarız. Kafamızda onu başarmak vardır, zorlukların üstesinden gelmek isteriz. İstediğimizi başarmak için yapmayacaklarımız sınırlıdır genelde. Bir çok felsefi görüş arasında o probleme en uygun olanı seçer ve bunun yardımıyla sorunu çözmeye çalışırız.


Sıradan, günde defalarca kez gördüğümüz birisi Prof. Abe. O da aşık olmak istiyor, o da mutlu olmak istiyor, onun da gitmek zorunda olduğu bir işi var. Normal insanlardan ayrıldığı nokta ise kendi felsefi tezine sıkı sıkıya bağlı kalmak istemesi. Başka seçeneklerde olmasına rağmen felsefi görüşünü en küçük detayına kadar gerçek hayatta da yaşama arzusu. Bir nevi idealistlik, ütopyada yaşamak da diyebilirsiniz buna. Çünkü biliyor hayattaki eylemlerinin ne anlama geldiğini, farkında olan bitenin. Profesör Abe, o sıradan bir insan. 

31 Aralık 2015 Perşembe

Auf der Anderen Seite

         
 
AUF DER ANDEREN SEITE

   Yapılması gereken iyilikler ve yapılması gerekmeyenler. İyilik yapmak güzeldir ama bu iyiliklerin bir sınırı var mıdır? İnsan merakından dolayı mı iyilik yapar yoksa bu bir kişilik meselesi midir? İnsanın kendi çıkarına yaptığı şeyler iyilik midir? İnsan doğduğu yere ait olabilir mi yoksa aidiyet duygusu aile ile doğrudan ilgili midir? Ölümle bir kez yüzleştikten sonra daha mı cesurdur insan? Tüm bu soruların cevaplarını bu filmde bulmamız muhtemel. 2007 Almanya yapımı dram türünde bir Fatih Akın filmi. Aynı zamanda bir nevi tesadüflerin, amaçların, kültürlerin kısaca hayatın özeti Auf der Anderen Seite.  
       
    Türk asıllı Alman yönetmen Fatih Akın’ın ustalıkla işlediği bir olay örgüsüne ve bence en önemlisi bir çok hikayeyi içinde barındıran bir yapım. Her insan kendisinden bir parça bulacağına eminim. Tek bir yapımda bu denli çok konuya değinmek ve bunları üstünkörü değil de gayet yapıcı bir şekilde işleyebilen yapımlar pek fazla değil günümüzde. Bu bakımdan Auf der Anderen Seite Türk-Alman kültürünün benzerliklerini ve farklılıklarını ayrıca bu yönde gelişen insan hayatına anlatan filmler kategorisinde en üstlere oynar. İnandığınız şey uğruna savaşıyorsanız ve insan hayatını önemsiyorsanız izlemeniz gereken harika bir film. >>> 4.5/5

28 Haziran 2015 Pazar

Die Fetten Jahre Sind Vorbei

THE FETTEN JAHRE SIND VORBEI
  

   
     Bir gün tropikal adadaki tatilinizden Mercedes  S-Klasse’nizle  evin yoluna düşüyorsunuz. Aklınızda süper lüks evinizin kirlenip kirlenmediği, Rolex’inizi alan birinin olup olmadığı ya da mutfak musluğunu açık unutup unutmadığınız gibi herhangi bir soru yok sizin için her gün evinizle ilgilenen hizmetçileriniz var zira. Para var huzur var yani kafanız rahat. S-Klasse yolculuğunuz da büyük ihtimalle eve vardığınızda hangi yılın Bordeux şarabını içeceğiniz vardır büyük ihtimalle.

    Otomatik bahçe kapısı açılıyor bahçe yolundan garajınıza doğru ilerliyorsunuz ama arabayı garaja koymuyorsunuz arabadan inip kapıya yöneliyorsunuz. Kapıyı açınca karşınıza çıkan tablo beklediğinizden bir hayli uzak. İlk önce müzik setini ve bibloları bulamayınca hırsız diye düşünüyorsunuz. Çok korkuyor ve endişeleniyorsunuz belki biraz da sinirlenirsiniz hani. Ama hayır bu iş hırsızın değil hiçbir şey çalınmamış sadece yerleri değiştirilmiş. Bir de not var  “BOLLUK İÇİNDEKİ GÜNLERİNİZ  SINIRLI- EĞİTMENLER” İşte o bu notu okuduğunuz zaman hırsızlıkla ilgili düşündüğünüz korkunçlu hisler yada endişeler kat be kat artıyor haliyle.
Politik filmler bizi içten içe etkiler. Alman politik filmleri ise içimizi söker atar sarsar bünyeyi. Bu filmimizde genelin dışına çıkmıyor iliklerimize kadar etkiliyor bünyeyi.

     15 yıldır birbirini tanıyan iki dost aynı evi ve birçok şeyi paylaşıyorlar. Hayatta toplum normlarına göre başarısız kendi belirledikleri idealler doğrultusundaki normlara göre ise başarılılar. İnsanları beyinlerini kullanmaya yöneltmek istiyorlar. Adaletsizlikleri açığa vurmak halktan destek almak istiyorlar belki minicik bir kıpırtılarla.


    Bir amaçları ve idealleri var uğruna mücadele ettikleri. Hayatlarını buna göre düzenlemiş üç genç beyin. İnsanları iyi tanıyorlar. Ve biliyorlar bazı insanlar asla değişmez.

18 Haziran 2015 Perşembe

Gelişine Vole

GELİŞİNE VOLE

     Aylardır, yıllardır beklediğin fırsat ayağına gelmiştir ama sen onu yapmak istemezsin, çekinirsin. Belki de hayatının anlamını yüklediğin bu aksiyona o karar anı geldiğinde son derce uzaksındır. Utanıyorsundur belki de korkuyorsundur reddedilmekten, geri çevrilmekten. Uzun süredir istediğin, hayallerini kurduğun şeyi o an yapmak için yetersiz görürsün kendini. Kendi hayallerini gerçekleştirmek için yetersizsindir. Bahaneler üretirsin daha ileri bir tarihe atarsın "yaparım nasıl olsa" dersin. Bunları dediğin an uzaklaşırsın kendi kurduğun hayalden ya da amaçtan soğursun ondan bir anda onun eksik yönlerinin fark edersin istemsizce. Lanet etmeye başlarsın belki hayaline "neden beni bu hale getirdin", "madem bu kadar saçmaydı neden bunca zaman sana ulaşmak için çabaladım" dersin. Üzerine biraz düşündüğünde fark edersin öğrendiğini. Seni bu yere getirenin o hayal olduğunu. Dünyanın en saçma hayali olsa bile o senindir sadece senin ürettiğin son derece öznel ve biriciktir o, her ne kadar lanet etsen de o senindir ve sen onun. Onun sayesinde burada var olmuşsundur. 


    Her şeyin her hali çok güzel olabilir, illa ki bir şeyin bir halinin peşinde koşma, her şeyin her halini beğenmeye çalış.

12 Haziran 2015 Cuma

Soul Kitchen

SOUL KITCHEN


   Zinos Yunan asıllı Hamburg/Almanya'da kendi halinde yaşayan bir aşçı. Eski bir fabrikadan bozma restoranında insanların istediği yemekleri yapıp keyfine bakıyor. Tamam yaptığı yemekler patates kızarması balık ve hamburgerden ileri gitmiyor ama o kendi halinden memnun ya da o öyle sanıyordu. İşler Zinos'un bozulan bulaşık makinesini kaldırma girişimine kadar böyle. O makina tüm hayatını değiştiriyor sahip olduğu ama henüz farkına varamadığı, özlemini çektiği şeylerin farkına varmasını sağlıyor. Bunalıma girip çıkıyor hayattan art arda silleler yiyor sahip olduğu her şeyi kaybediyor birer birer. Eski sevgilisi sayesinde tekrar tutunuyor hayata.(!) Harika bir Fatih Akın filmi. Eğer sizde umudunuzu kaybetmeye yüz tutmuşsanız kaçırmadan izleyiniz efendim. >>>4/5

8 Haziran 2015 Pazartesi

Suits

SUITS:

 İş dünyası ve hukuk ilginizi çekiyorsa kaçırmayın e bir de Donna ve Harvey var. Belki de en net ve karizmatik erkek başrol bu dizide ayrıca en iyi pilot bölüm kanımca suits bünyesindedir. Eğer hukuk alanına ilginiz yok ise dizinin sizi ikinci sezondan itibaren sıkması ihtimaller dahilindedir ama bir şansı hak ediyor kanımca >>3.5/5

Mad Men

MAD MEN: 


Bol viski bol karizma bol para ve bol ego, yani Amerikan reklam sektörü. Dizi geçtiği 1960lar Amerikasını son derece başarılı bir şekilde ekrana taşıdığı için yazının ilk başlarında yazdıklarım ilginizi çekmese bile sırf 60lar için izlenebilecek bir kaliteye sahip. Ayrıca 2. en karizmatik erkek başrol ayrıca Joan da efsane. Eskilerin Amerikası kaçırmayın.>>>5/5